Ali Aygün

Ali Aygün


Evrenin ezeli ve ebedî anlaşılmaz zaman kavramının 27 Nisan 1969 diye adlandırdığımız bir küçük diliminde; ve yine evrenin sayısız galaksilerinden biri olan Samanyolu Galaksisi’ndeki binlerce yıldızdan Güneş’in dokuz gezegeninden birinde, Dünya’da Asya, Avrupa, Kafkasya ve Orta Doğu’yu kesiştiren bir ülkede, Hatay'ın Dörtyol ilçesinin Yeşilköy isimli şirin bir kasabasında, Akdeniz'e sadece iki kilometre uzaklıkta dünyaya gözlerini açtı.

Doğu Türkistan’dan kaçan üç erkek kardeşin, Anadolu topraklarında Van, Ankara ve Çukurova'ya dağılması neticesinde hayatta kalmayı başarmış olan sülalelerinin, hayatta kalması mucize olan ne ilk çocuğu ne de son çocuğuydu. Babası Necati AYGÜN bir süre ayakkabı üzerine esnaflık yaptıktan sonra, 1976 yılında İskenderun Demir-Çelik Fabrikası’nda işçiliğe başladı ve oradan emekli oldu. Annesi ise ev hanımıydı. Beşi kız ve üçü erkek olmak üzere sekiz kardeşi bulunuyordu. Hâlen de mutlu bir büyük aile tablosu içerisinde kardeşleriyle sıcak ve içten ilişkilere sahip olup belki de günahkâr ve kirli dünyadan tek kurtuluşu olarak gördüğü bir kaçış adasıdır ailesi. 

İlköğrenimini Dörtyol Barbaros İlkokulu'nda, orta ve lise öğrenimini ise Dörtyol İmam Hatip Lisesi’nde tamamladı. Söz konusu liselerin bütün olumlu yanlarına rağmen, o dönemde kendisine öğretilen bazı hurafe bilgileri bugün oldukça yanlış ve ülkemizin ilerlemesine engel olarak görmekle birlikte, İmam Hatiplilerin üniversite sınavlarında puanlarının kırılarak mağdur edilmesi yerine, ABD’deki Katolik liselerinde olduğu gibi, müfredatının ıslah edilerek, ülkemize yararlı nesiller yetiştirilmesine katkıda bulunmaya devam edecek kurumlara dönüştürülmeleri gerektiğine inanmaktadır. Unutulmamalıdır ki, Nietzsche’nin de överek göklere yükselttiği Endülüs Medeniyeti’ni 800 yıl hükümranlıktan sonra İspanya’dan atan Batı Uygarlığı, 900 yıllık Türk hükümranlığından sonra 1920 yılında da Türk Milleti’ni Anadolu’dan atmaya kalkışmış, ancak Atatürk ve Türk milletinin AKIL ve İMANI ile bu amacına ulaşamamıştır. 

1987-1991 yıllarında, Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümüne devam etti. Millî ve İslami akımlarla yakın temas hâlindeyken eş zamanlı olarak Cumhuriyet Yurdu’nda bulunan sol akımlarla da gece sabahlara kadar süren siyasi ve felsefi tartışmalara girdi. Geldiği nokta, tozun dumana karıştığı tam bir beyin fırtınası, akımından ve çekiminden kurtulunamayan düşünce girdabı ya da bilinmez bölmelerinde kaybolunan bir labirentti kendisi için...

Düşünce girdabından ayrılıp ekmek kavgasına girmeye zorunlu olarak karar verdiğinde, yıl 1992 idi. Dolayısıyla 1991-1992 yıllarında Avrupa Birliği Ekonomi-Siyaset bölümünde yüksek lisansa bir yıl devam etti ancak meslek sınavlarını kazanması nedeniyle yarıda bırakmak zorunda kaldı. 1992 yılında Gümrük Muhafaza kontrolörlüğüne başladı. Aynı yıl nişanlanarak 1994 yılında evlendi. 1994 ve 1995 yıllarında "Türkiye ile Avrupa Birliği’nin Entegrasyon Sürecinde Gümrük Birliği" adlı bir TEZ çalışması yaparak yetkili makamlara sundu. 

Araştırmalarında öğrendiği gerçekler, ülkesindeki kötü yönetimin boyutlarını tekrar ortaya çıkardı, aklında ve kalbinde isyanlara neden oldu yeniden. 1980 yılına kadar Serbest Piyasa Ekonomisi’ne geçilmemesinin milletimize ve ülkemize nelere mal olduğunu, bu nedenle düşünce ve inanç özgürlüğünü oturtabilecek bir iş adamları sınıfını yetiştiremediğimizi ve uzlaşma kültürü yaratamadığımızı, bunun neticesinde ABD ve Almanya gibi G8 ülkelerinin gerisinde kaldığımızı ve İslam Medeniyeti’ni temsilen Birleşmiş Milletler’de “Veto Hakkı” elde edemediğimizi öğrenmek gözlerinin buğulanmasına, seçkinlerin körlüğü ve ihaneti yüzünden milletimizin çektiği acılar karşısında üzülmesine neden oldu. 

Hâlbuki o, üniversiteden sonra her şeyi unutup sakin bir yaşam sürmek, hiçbir şeye karışmamak istiyordu. Anne, baba ve kardeşleriyle huzurlu bir hayat istiyordu doğrusu. Ancak kader denilen nehir, onu çocukluğundan beri hep istemediği zorunlu istikametlere sürüklemiş, şimdi de “Adalet ve Öz Medeniyeti”nin peşinde sürüklüyordu. Ve bir de, adalet ve fırsat eşitliğine dayalı olan bir toplumdu rüyası, her ne kadar artık bu rüyanın oldukça uzun vadeli olduğunu öğrenmiş olsa da. 

Ve 1996’nın en sert kışında Edirne’de askerlik yaparken güzeller güzeli bir kızı oldu: İrem. 

TOEFL sınavı neticesinde Başbakanlık’tan aldığı bursla, 1998-2000 yıllarında, ABD’nin Southern New Hampshire Üniversitesi’nde İş Yönetimi konusunda Yüksek Lisans yaptı. 

Ve yıl 1999, mevsim bahar, ABD'deki Yüksek Lisans sınavlarının en yoğun olduğu dönemde güzeller güzeli bir kızı daha oldu: Ceren. 

Orada yaşadığı, gördüğü, tecrübe ettiği muhteşem hizmetlerle ilgili tespitleri, yurda döndükten sonra ABD'nin Irak'ta yaptığı katliamlar ve sahip olduğu bencil sömürgeci zihniyete dayalı politikalar, üzerinde o kadar derin izler bıraktı ki bir kitap yazdı: AMERİKA’NIN İKİ YÜZÜ. Amerika’da yaşadığı 1998-2000 yıllarında ABD'nin Amerikan halkına "Hadim Devlet" anlayışıyla verdiği hizmetlerden esinlenerek Türkiye'ye önerdiği projeleri ile 2000-2004 yılları arasında Irak'ta ABD tarafından yürütülen trajik, zalim ve sömürgeci uluslararası politikalara ilişkin gözlemlerini ve düşüncelerini ele alan ve Bush'u lanetleyen "Amerika’nın İki Yüzü" adlı eseri, 2004 yılında İrem Yayıncılık tarafından yayımlandı. 

2000 yılında Türkiye’ye döndükten sonra uzun yıllardan beri yazdığı şiir, roman, araştırma, deneme ve makale gibi çok sayıda çalışmasını sınıflandırmaya ve düzeltmeye başladı. ABD dönüşü bir gerçekle daha yüzleşti: Türk Bürokrasi’sinde yükselmeler kaliteli personel esasına göre değil, "torpilli" personel esasına göre oluyordu. Kanında bulunan adalet ve iyilik için mücadele ruhu yeniden kaynadı; oysa o hiçbir şey istemiyordu, huzur ve sevgi dolu bir hayattan başka. Ama durmuyordu yine kaynıyordu kanı adalet için. Ve oyunu kurallarına göre oynamaya karar verdi, başardı da. İstediği Daire Başkanlığı görevine atandı. Ve anladı ki, objektif ölçülere dayalı şekilde emaneti ehline vermeyen, kendisini geliştireni yükseltmeyen, "torpili" olan tembel ve yeteneksizleri ödüllendiren bürokratik sistem, milletimizin günlük hayattaki sıkıntılarının ana kaynağı idi... 

Tam Daire Başkanlığı’na odaklanmışken, Uluslararası bir örgüt olan SECI Sınır Aşan Suçlarla Mücadele Merkezi’nde Diplomatik Görev teklifi aldı. Yine beklemediği bir şey olmuştu. 2007 yılından itibaren adı geçen uluslararası kuruluştaki diplomatik göreve atandı ve 2011 yılına kadar bu görevine devam etti. Söz konusu görevde, Batı Avrupalı kuruluşların hâlen Türkiye'yi bölmeye yönelik gayretlerine, bizzat Batılı kurumların en üst düzey yetkililerinin çekinmeden dile getirdikleri bölücü politikalara ve bazen güvendiği Türk bürokratlarının teslimiyetçi ya da işbirlikçi davranışlarına şahit oldu ama o bir yazar ya da bürokrat olmaktan çok babası Necati AYGÜN'ün yetiştirdiği bilge bir sufi savaşçıydı... 

Devam ettiği hayat tecrübeleri ve edebî çalışmaları neticesinde, "Batı-İslam" karşılaşması ve etkileşimi üzerine kurduğu “Böyle Buyurdu Nietzsche: Enel Hakk” adlı felsefi romanını tamamlayarak sizlerin beğenisine sunmuş bulunmaktadır. Söz konusu düşünsel romanın, “çeşitli ülkelerde fırsat eşitliği olmadığı için ezilmeye mahkûm olmuş gelecek insan kuşaklarında, gizli sömürgeciliğe direnme kabiliyeti olan medeniyetlerde, hassaten kula kulluğu reddeden ve özne olmak isteyen insan adlı bireylerde” yankısını bulacağına inanmaktadır. 

Hâlen sevgi ve huzur dolu sakin bir yaşamı arzu etmekte, dünyada adalet ve fırsat eşitliğine dayalı barışı kurma çabalarına katkıda bulunmak için, deniz kenarında, ayakları sular içindeyken masanın üzerindeki dizüstü bilgisayarının tuşlarına dokunarak, yazı hayatına devam etmek istemektedir. 

Belki de bir gün yine Hatay’ın Dörtyol ilçesinde, güneşin kızgın alevlerinden büyük bir dut ağacının kutsal gölgesine sığınmak; oradan da Akdeniz’in ıpılık sularında gezinen efsanevi denizkızlarıyla birlikte kapalı şişelere benzeyen kitaplar içinde evrendeki meçhul alıcılarına mektuplar göndermek için, muhteşemliği karşısında önünde eğildiği, aksaklıklarına akıl erdiremediği bilinmez bir "Yüce Okyanus”un görünmez derinliklerine doğru kulaç atmak ve onunla bütünleşmek istemektedir...

Göster:
Sırala:
Böyle Buyurdu Nietzsche Stokta var

Böyle Buyurdu Nietzsche

Zerdüşt yeniden doğdu Nietzsche ile ve Nietzsche yeniden doğdu Ali ile ebedi döngü içerisinde; Niet..

10,00₺ 7,00₺

ݝslam Uyanışı ve Kürtler 2018 Stokta var

ݝslam Uyanışı ve Kürtler 2018

  Müslüman Kürtler, ORTA DOАU ݝSLAM BݝRLݝАݝ'nin anahtarıdır. Birlik ya da helak! 2018'e k..

14,00₺ 9,80₺

Loading...
Loading...

E-Ticaret Sistemleri