Erbarıştıran: Fethullah Gülen intihar ediyor…

Yayınlayan admin 18/04/2017 0 Yorumlar

Tufan Erbarıştıran’nın yazdığı “Camiden Cehenneme” adlı kitabıyla ilgili konuştuk.  

 

*Sayın Erbarıştıran, bu romanı yazma fikri nasıl oluştu?

“Fethullah Gülen ve cemaati, 1960’lı yılların sonundan başlayarak, günümüze kadar gelen, tipik bir Amerikan projesi hareketidir. Özellikle söz konusu dönemde, ülkeyi karıştırmak, ileriye dönük anlamda bölmek ve parçalamak adına, CIA kaynaklı bir yapıdan söz ediyoruz.

 

Bu yapının temelinde Anadolu insanının

saf ve temiz duygularının kullanılması var

 

Bu yapının temelinde, Anadolu insanının temiz ve saf duygularının hoyratça ama gizlice kullanılması gerçeğini unutmayalım. İmam yetiştirme, okul ve yurt açmak, fakirlere sözde yardım amaçlı kurulan bu cemaatin, bunların dışında bir amacı hatta ajandası olması yıllar önce bilinmesine karşın, çeşitli hükümetlerce desteklendiği için üzerlerine gidil(e)medi.

Bu cemaat hakkında, Ergun Poyraz, Zübeydir Kırdara ve Hikmet Çetinkaya uzun zaman önce çeşitli uyarılar yaptılar, kitaplar yazdılar. Ancak cemaatin arkasında hükümetler olduğundan, yeterince  başarılı olunamadı. Bütün bu anlattıklarıma 15 Temmuz gerçeğini de ekleyince, bu cemaatin kanlı yüzü ortaya çıktı. Bir yazar olarak, böyle bir durumda kayıtsız kalamazdım. Yaptığım araştırmaları toparladım ve sonunda bu kitap ortaya çıkmış oldu.”  

 

*Romanın adı da bir hayli ilginç diyebiliriz. Camiden Cehenneme derken bu bir şifre mi yoksa temeli felsefe olan bir üst başlık mı?

“Sorunuzu şöyle yanıtlayayım. İslamiyet’te ve her kitaplı dinde, ibadet yapılan yer kutsaldır hatta bu mekân için, ‘Tanrı’nın evi’ tanımı kullanılır. Cami gibi içinde ibadet yapılan bir mekânın temeli, Tanrı sevgisi ve karşılıksız iyilik olması gerekirken, bu cemaat bu duyguları kendi amaçları için kullanmıştır. Üstelik büyük şeytan dedikleri Amerika’nın katıksız desteğini almalarına karşın, gençleri din kisvesi altında tıpkı bir robot gibi yetiştirmişlerdir. Onların müridleri, bir bilge ya da sufi olma arzusundan ziyade, kesinlikle bir robot gibi düşünmeyen, sadece verilen emirleri uygulayan bir kuklaya, başka sözlerle bir çeşit mekanizmaya dönüşmüştür. İnsanın aklı, duyguları ve özgür iradesi hiçe sayılmış, soru sormayan, tartışmayan, kendisine verilen emirlerin ne anlama geldiğini sorgulamadan yerine getiren bir nesil… Bilinen adıyla, sözde ‘Altın Nesil…’

 

Romanın adına gelince, caminin

kutsallığını bozan liderinin kutsallıktan aşağı yuvarlanması

 

Romanın adına gelince, caminin kutsallığını bozan, bunu kendince kullananan bir cemaatin ve onun sözde liderinin, bu kutsallıktan aşağıya yuvarlanıp cehenneme düşmesi kaçınılmazdır. Biraz ironik olmakla birlikte cennet ve cehennem kavramlarını da daha iyi anlayabilmemiz açasından önemli bir başlık diye düşünüyorum. Bir insan, her ne kadar dindar olsa da, Kuran’ın ilk emri olan ‘Oku’ sözünü aklında büyütüp genişletmelidir. Bu ne demek? Oku sözcüğü ile öğrenmesini, kültürünü genişletmesini, merak etmesini, çevresini tanımasını, içinde yaşadığı dünyayı daha iyi algılamasını sağlamak için söylenmiştir. O halde, camiden cehenneme derken, insanın aklını ve vicdanını özgürce kullanabilmesi için, sürekli okuması önemlidir…”

 

*Fethullan Gülen cemaati için bir Amerikan projesidir dediniz. Bunu biraz açar mısınız?

Bakınız yıllardır bu cemaat hakkında muhalif yazarların yazılarını, kitaplarını, söylemlerini araştırırsanız göreceksiniz ki CIA destekli kurulmuş bir cemaat olduğu açıkça ortadadır. 60’lı yılların öğrenci olaylarını önlemek ve bunun önüne geçmek, sonra da  bir proje olarak ileride kurulacak yeni Ortadoğu planları için önceden yaratılmış bir taslaktır desek haksızlık etmeyiz. Fethullah Gülen cemaati tıpkı Irakta’ta yine CIA tarafından gizlice kurdurulan Kesnizani cemaati gibi başlangıçta eğitilmiş ve sonrasında her türlü yardım yapılmıştır. Bizzat CIA raporlarını açıklayan Wikileks belgelerinde bile bazı bilgiler bulunmaktadır.

 

Dinsel bir amacı olduğunu

ileri süren bir cemaatin başındaki sözde imam nasıl olur da...

 

Şöyle düşünelim, dinsel bir amacı olduğunu ileri süren bir cemaatin başındaki sözde imam nasıl olur da, yargı/orduyu/emniyeti ele geçirin diye fetva verir? Özellikle Ergenekon ve Balyoz davalarında, Kozmik Oda’da ele geçirilen, buralardan toplanan tüm bilgiler/belgeler bugün CIA’nın Ortadoğu masası şefinin arşivindedir. Yani bir ordunun tüm mahrem bilgileri, emniyetin neredeyse tüm arşivi bir başka ülkede durmaktadır. Amerika’nın bu cemaat üzerinden Türkiye’ye baskı yaptığı, hükümetleri devirdiği ve yeni hükümetler kurdurduğu sır değil ki…

 

*Sayın Erbarıştıran, şimdi romandan biraz söz edelim. Romanda özellikle İzmir’in yetmişli yıllardaki Kemeraltı’nı çok güzel anlatıyorsunuz.

“Evet, ben orada çalıştım. Rahmetli babamın bir oyuncakçı dükkânı vardı. Sayısız defa o dükkânda mal sattım, müşterilerle ilgilendim. Dolayısıyla Kemeraltı’nın labirent gibi sokaklarını, büyülü dokusunu, tarihini, o dönemin esnafını çok iyi bilirim.”

 

“Romanda şık kemerci, Şerbetçi Hasan, Eczacı Kemal gibi isimler var. Bunlar kurgu mu yoksa gerçek mi?

“Kesinlikle gerçek. Benim yaşımdaki İzmirliler bilecektir, Kemeraltı’nın hemen başında ‘Şık Kemerci!’ diye bağıran bir satıcı vardı ve bu sözleri çok meşhurdu. Hemen söylemem gerekirse, bu kişinin durduğu yer, rahmetli Adnan Menderes ile Berrin Menderes’in ilk kez buluştukları ünlü Ali Galip Pastanesi’nin önü idi. Yine Şerbetçi Hasan’ın hem dondurması hem de şerbetinin tadına doyum olmazdı. Kemeraltı’nın kendine özgü bir dokusu vardır. Orada yürürken etkilenmemeniz olanaksızdır. Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın elindeki yiyecek filesini Kemeraltı’nın girişindeki çınar ağacının bir dalına astığı, ünlü Veysel Çıkmazı sokağında iki duble rakı içtikten sonra filesini bıraktığı gibi alması o günlerin güzelliğini yansıtmaktadır.”

 

*Romandaki anlatım okuru hiç sıkmadan, tıpkı bir şiir okur gibi akıyor. Oysa hayli çetrefilli bir konuyu, üstelik yakın tarihi de yansıtarak yazmışsınız. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

“Sizin sorduğunuz bu soruyu ve yaptığınız tesbiti birçok okurdan duyuyorum. Ancak benim kendimle ilgili böyle konularda konuşmam gereksiz olur kaygısındayım. En iyisi biz bırakalım okur karar versin diyelim.”

 

*Peki, tamam. Romanda yakın dönem de anlatılıyor. Belli ki o günleri yakından tanımış ve yaşamış biri olarak söyleyecek sözünüz olmalı.

“Haklısınız. O dönemin kendine özgü koşulları vardı. Sosyolojik ve politik olarak bugünden bir hayli farklıydı diyebilirim. Klasik bir sağ sol çatışması değildir, benim asıl anlatmak istediğim. Bu kanlı çatışmaları yaratan arkadaki gerçekliğin ortaya çıkmasıdır esas olan. Türkiye yetmişli yıllarda, tam anlamıyla bir kanlı hesaplaşmaların içindeydi. Herkesin bildiği Kahramanmaraş ve Çorum katliamları, Ankara’da 7 TİP’linin öldürülmesi, Türk Sol’unun kendi içinde bölünerek (MİT tarafından) silaha sarılması gibi birçok kanlı olay gerçekleştirildi. Bunların biri de ne yazık ki 1 Mayıs 1977 mitingidir. Faillerin kaldığı oteldeki odalar biliniyor, halka ateş edenlerin fotoğrafları var ama nedense hiçbir suçlu ortaya çıkarılmadı. Yine CIA destekli ünlü Rabıta olayı, Bulgaristan üzerinden gelen silahlar (ki bunu rahmetli Uğur Mumcu yazmıştı), 12 Eylül sonrasında Amerika’da ‘Bizim çocuklar darbe yaptılar’ sözleri… Hangisini anlatayım ki. Bugün böyle kanlı eylemlerden uzaklaşmış sayılırız. Umarım bir daha o günleri yaşamayız.   

 

Fethullah Gülen gerçek adı, Fetuhlah’tır

 

*Romanda Fethullah Gülen cemaatinin kirli ilişkileri anlatılırken, bir yandan da Fethullah’ın özel hayatıyla ilgili bazı sezdirmeler var. Sanırım hepsini yazmadınız…

“Fethullah Gülen gerçek adı, Fetuhlah’tır. Romanda bununla ilgili bilgi var. Fethullah Gülen’nin özel yaşamı hayli karışıktır ve üstü örtülüdür. Ben biraz aralamaya çalıştım. İnanın çok korktum ve midem bulandı. Onun yaşadığı iddia edilen bazı olayların tamamını değil çok azını yazdım. Ayrıca o satırların bazı yerlerini boş bıraktım. Romanı okurken siz buraları doldurabilirsiniz. Bir insanın özel hayatı namahremdir, kabul. Ancak bu adam dinsel bir cemaatin başı ise ve kendini neredeyse üstün bir insan olarak görüyorsa, sürekli pür-ü pak gösteriliyorsa, o halde onun hayatı didik didik edilir. Yani ‘insan beşer şaşar’ sözü bu adam geçerli değildir. Ne diyordu Mevla Hazretleri, ‘Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol!’ Bundan daha güzel ve anlamlı bir insan tanımı olablilir mi?

Fethullah Gülen, insanların temiz ve iyi niyetli duygularını acımasızca kendi emelleri için sonuna kadar kullanmıştır. Romanda bunun örnekleri çoktur diyebilirim.”

 

*Tam da bu konuya değinecektim. Koskoca insanların ilkokul mezunu birinin peşinden ölmeye ve öldürmeye rasıl gidebiliyorlar?

“Bakınız CIA çeşitli ülkelerden zeki ve kimsesiz çocukları alır ve kendi istediği gibi yetiştirir. Hani bir söz vardır: Ağaç yaşken eğilir. İşte aynen böyle. Dinsel cemaatler de küçük yaşta, yoksul ve cahil ailelerin çocuklarını alırlar, onlara erzak ve para yardımı yaparlar. En iyi okullarda okuturlar, ileride işveren olmasını ve devlette önemli yerlere gelmesini sağlarlar. Bir insan henüz çocuk diyebileceğimiz bir yaşta böyle bir cemaat tarafından ele geçirilirse artık onun kurtulma şansı yoktur. O nedenle, bugün generaller, emniyet müdürleri, yargıçlar, savcılar ve bürokratlar onun emriyle darbe bile yapacak kadar robotlaştırılmıştır.

CIA’nın yıllar önce başlattığı beyin okuma yöntemleri, psikolojik harp deneyimleri gibi çalışmaları başarılı olmuş anlaşılan. E, tabi bunları kendi ülkelerinde yapacak değiller. Bizim gibi Ortadoğu’lu denilebilecek ülkelerde bu tür deneyimleri gerçekleştiriliyorlar. Bir zamanlar Zülfü Livaneli yazmıştı. ‘Türkiye,  CIA ve başka gizli örgüt ajanlarının eğitim sahasıdır.’ Bunu bir tık daha ileriye götürebiliriz. Bir dostum, 1980 darbesinin hemen sonrasında, Amerikalı bir yetkilinin sözlerini aktarmıştı. ‘Ortadoğu’nun sınırları ileride değişecek, buna hazırlıklı olun. Biz istersek, İslamiyeti bile sizin inandığınızın dışında yine sizlere tanıtırız. Yani biz, İslamiyeti kendi isteklerimiz doğrultusunda, sizlere öyle bir aktarırız ki gerçek İslamın bu olduğuna inanırsınız.’  Bu sözlerin anlamı korkunçtur. Yani Müslümanların inançlarını, kendi içlerinden çıkardıkları sözde bir din âlimin kurduğu cemaatle değiştirebiliyoruz demekti bu. İşte Fethullah Gülen cemaati bu teori üzerine kurulmuştur…  

 

*Romanda bu tür konularda çok çarpıcı örnekler var. Ancak edebi dil anlatımı göz ardı etmeden yazmışsınız. Karakterler de son derece çarpıcı ve akılda kalıcı. Kişisel olarak, Nuri Yerenoğlu karakteri bana birini anımsatıyor ama…

“Evet, bu karakterin gerçeği, Nurettin Veren’dir. Adamcağız yıllar sonra gerçeği anladı ve cemaatin içinden çıkabildi. Bu benzetme belki Nurettin Verenoğlu’nu üzecek ama romanda ölüyor… Tanrı kendisine uzun ömür versin diyelim.

 

Fethullah Gülen intihar ediyor…

 

*Romanın sonunda Fethullah Gülen intihar ediyor…

“Eh, böyle karakterin kurgu da olsa intiharı kimseyi üzmez sanırım. Yüzbinlerce insanın dini duygularını gizlice kullanan, kendisi için İslamiyeti bile kullanan birisi için ne yazabilirdim ki? Ancak unutmayalım ki böyle adamların bir daha yeşermemesi için gerekli tüm önlemler alınmalıdır. Din insanla Tanrı arasında yaşanılan özel bir duygu bağıdır. Kimsenin bu bağı koparmaya gücü yetmeyeceği gibi, bu bağ üzerinden makam ve menfaat sağlaması da kesinlikle engellenmelidir.

 

*Romanın başlangıcı ile sonu bir bütünlük oluşturuyor.

“Haklısınız. Türkiye 15 Temmuz gecesini yaşarken, ünlü malikanesinde, aldığı haberler canını sıkar ve çevresine hakaretler yağdırmaya başlar. İki sayfa sonra, her şeyin başladığı yere dönüyoruz. Yani Kestanepazarı Camisi’ne…  Fethullah Gülen burada palazlandı, ortaya çıkarıldı ve piyasaya sürüldü. Sonunda nereye geldiğini herkes gördü artık.

*Romanın bazı bölümlerinde Fethullah Gülen’in cemaat içinden kızdığı kişileri acımasızca dövdüğünü hatta bazıların da işkence yapabilecek kadar gaddar davrandığını okuyoruz.

“Size bir şey söylemek isterim. Cemmaat içinde, Fethullah Gülen birini dövmesi, o kişi onurlandırırmış… Böylesine çarpık bir zihniyet, inanılmaz bir aşağılık kompleksi vardır onun müridlerinde.  

 

*Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

“Türkiye’nin Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu ve bugüne kadar gelen; demoratik, laik ve hukuk devleti ilkelerinden vazgeçmemesi gerekir. Yani üst çatı bu olmalıdır. Bu bozulursa, bugün Fethullah Gülen gider yarın bir başka tarikat ya da cemaat çıkar karşımıza.

 

Röportaj: Mehmet Emre Çelik
 
 
Loading...
Loading...

E-Ticaret Sistemleri